Arb. Av. Hamit Serdar Yılmaz

Arb. Av. Hamit Serdar Yılmaz

Derdimiz insanlık...

...

Bir gün Kufeli’ler Hz. Ali’ye; “Ya Ali!.. Senden önce Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman vardı. Onlar zamanında senin zamanında yaşadığımız sıkıntıların hiçbirisi yoktu. Sen geldiğinden beri hep sıkıntı yaşıyoruz.” dediklerinde Hz. Ali, ‘Alice’ bir cevap verir ve derki; “Evet, onlar zamanında onlar ve biz vardık. Bizim zamanımızda onlar yok. Siz ve biz varız.”

Zamanın hızlandığı son dönemde zamana eşdeğer şekilde meselelerde, problemlerde, kolaylıklarda, ayrıntılarda, işbölümlerinde, vakalarda, teknolojide hülasa her alanda gerek kemmiyet gerekse keyfiyet yönünden müthiş bir artış var, gelişme var, bozulma var, çekişme var. Elbette bu durum müspet veya menfi bir şekilde etki ediyor hayatımıza. Lakin ekseriyet menfi olarak tezahür ediyor.

John Jack Rousseau; “Teknoloji hiçbir zaman insana mutluluk getirmemiştir.” der. Ülkemiz insanı açısından da baksak, insanlık alemi açısından da baksak, insanlığın ulvi değerlerinden uzaklaşmasının en yoğun olduğu bir dönemde bulunuyoruz. Ademoğlunun hayatı başladığından beri elbetteki insanlığın vicdanında inişli-çıkışlı birçok dönem olmuştur. Ama 21. yy’daki kadar şiddetli inişe sahip olan bir dönem olmamıştır. Adeta teknoloji geliştikçe insanın başta kendisi olmak üzere başta insan olmak üzere tüm canlılara hatta kainata zulmü artmaktadır. Diğer bir deyişle hayatımızda birçok alanda kolaylık sağlayan teknolojinin gelişimine paralel olarak insanın vahşeti de artmaktadır. Hele de bu vahşeti diğer canlılara veya çevreye yapması almıyor da, kendi türüne yapmasını hafsala hiç almıyor. İnsanoğlu kuşlar gibi uçmayı da öğrendi, balıklar gibi yüzmeyi de öğrendi. Lakin kardeşçe bir yaşamı unuttu, kalabalıklardaki yalnızlığı kendisine zorunlu bir tercih olarak kabul ettirildi ve zulmün mimarı bir azınlığa teslim oldu. Böylece insanlık aleminde çok cüz’i bir kısmı oluşturan bir zalim azınlığın dizayn-hakimiyet niyetine, çabasına, faaliyetine çoğunluğu oluşturan kısım ya sessizlikle ya sesle destek oldu. Halbuki Kur’an-ı Kerim’de Hud Suresi 113. ayette; Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.” buyrulmaktadır.

Bu aşamaya gelinmesinde elbette ki insanın fıtrat icabı kendisinde olan manevi iklimin terki, bütün ölçülerin maddiyat sınırları içerisinde değerlendirilmesi ve kabulü en temel etkendir. Haliyle öncelikle bir düzelme olacaksa bu yine bizatihi insanın kendisinden başlayacaktır. Zira eskilerin beyanıyla salah olmadan ıslah, reşad olmadan irşad olmaz. Yani önce insan kendisi düzelecektir ki, bu durum çevreye de söylendiğinde veya çevrece gözlendiğinde sirayeti mümkün olsun.Aksi halde kişinin kendisinde düzelme olmadan yaşanılan toplumda düzelme beklemekte, düzeltmeyi umut etmekte nafiledir.Bunun içinde doğruda birleşmek ve doğruyu kabul etmek ve bu kabulle birlikte doğru bir yolda yürümek gerekir.Nitekim doğru yolda yürünmeden başkaları doğru yola sevk edilemez, çağrılamaz, çağrılsa da etkisi olmaz. Aksi halde yanlışlarda ısrar en büyük felaketlere davetiye çıkaracaktır.

Bir diğer nokta; problemlere bakışımız nasıl olmalıdır. Kendi problemlerimizi mi çözmeliyiz yoksa problemin kendisini mi çözmeliyiz. Sadece kendi problemimizin çözümüyle ulaşılacak sonuç nedir? Problemin kendisinin çözümüyle ulaşılacak sonuç nedir? Odak noktamız problem mi yoksa kendimiz mi? Enemiz mi önde olmalı biz mi? Kendimizle ulaşacağımız iskelet ve kas sisteminden ibaret bir varlık mı yoksa prensipleri ve inançlarıyla bir karakter oluşturan bir değer mi? Tercih elbette insanın. Lakin algıya hükmedemeyen, kendisine oluşturulan zindanların dışına çıkamayan insanoğlu, felah için tabiatına uygun iradesini ortaya koymak ve uyanmak zorundadır. Aksi halde, insanoğlunun özgür iradeyle tercih değil, önüne konulan seçeneklerle kısıtlanıp, egemenlerin tercihlerine alet edilmesinden öte bir neticeye varılmaz.

Evet… İnsanlık oluşturduğu, oluşturulan batıl “izm”lerin dışına çıkmak zorunda. İnsanlık uyanmak zorunda. Hem kendisi hem dünyası hem de ahireti için uyanmak zorunda. Huzur için, zulmün son bulması için, tüm nesiller için uyanmak zorunda ve uyanacak da… Uyanmak istemeyenler iki alemde de kaybedecek. Uyananlar ise mutlaka kazanacak. Çünkü sünnetullah bunu gerektiriyor. Buna göre de imhal olacak ama ihmal olmayacak. Kolaylığıyla zorluğuyla yeni yeni imtihanlar yaşanacak. İyinin ve kötünün tarafları tespit edilecek. Ve yeryüzünde akıbet muttakilerin, veraset ise mutlaka iyi kulların olacak.

Etiketler :
, , , , ,
Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
0 Yorum