Arb. Av. Hamit Serdar Yılmaz

Arb. Av. Hamit Serdar Yılmaz

İnsanın değeri…

...

Türkiye’de kendimi bildim bileli en temel problem olarak ekonomi konuşulur. 24 Ocak 1980’de Turgut Özal öncülüğünde başlayan serbest piyasa ekonomisi adı altında kapitalist ticari anlayış, her geçen gün insanımızı da ülkeyi de daha da borçlu hale getirmiştir. Haliyle 42 yıldır halkın ana gündemi esasında hep ekonomi olmuştur. Ekonomik olarak son 42 yılda ülkenin reel manada rahatladığı tek dönem ise sadece 11 ay iktidarda kalabilen rahmetli Necmettin Erbakan başbakanlığındaki 54. Refah-Yol Hükümeti olmuştur. Bunun dışında sürekli ekonomideki krizle yatıp, krizle kalktık.

Sadece son yıllar açısından baktığımızda önce küresel manada suni bir salgın, akabinde çıkan Rus-Ukrayna savaşı, bunun temel yiyecek maddelerinden enerji ve akaryakıta kadar olduğu söylenen etkileri, 5G çalışmaları, suni yiyecek üretimleri, nüfus azaltma planları, sonrasında kıtlık  iddialarıyla gıda fiyatlarındaki dalgalanmaların etkisinden kaynaklanan sonuçları hep birlikte yaşar olduk.Ulusal manada ise; toplumdaki uzun yıllardır devam ettirilen kutuplaştırma gayretlerini, seviyesiz bir siyasi mülahazanın gerginleştirme çabalarını, tüm liyakatsizlerin en yetkililer seviyesinde olmasını, fırsatçılığın her kademede görülmesini, herkesin neredeyse birbiriyle hasım olduğunun bir delili olan sözde adalet mekanizmasının adaletsiz uygulamalarını, bir yandan en temel nimetlerde dahi artık israf boyutunu aşan bir bedbahtlık ve nankörlük halini diğer yandan ise tarım ve madende istisnasız bir şekilde dışa bağımlı hale getirilişimizi, en temel değerlerimizin bile artık içinin boşaltıldığı borçlandırılmış bir hayatı, sormadan,sorgulamadan tabiiyetin olduğu bir ruhsuzluk halini normal karşılar ve yaşar olduk.

İnsanın başına gelen iyi veya kötü her olayın bir imtihan olduğunda şüphe yoktur. Ancak imtihan denerek de çaresizlik, yalan ve duyarsızlık üzerine kurgulanmış bir hayata mahkum edilmek istenmemiz de kabul edilemez. Tarihte de birçok kez yaşanmış olan hadiselerin kimi bilinir kimi de unutulmuştur. İşte bunlardan biri de Hindistan’da yaşanmış ve rivayetle zamanımıza gelmiştir. 1960’lı yıllarda Hindistan’da büyük bir ekonomik kriz yaşanır. Temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları o güne kadar hiç görülmemiş bir şekilde artar. İnsanlar her güne zamlı bir fiyatla kalkar. Bir gün yiyeceklere zam geliyorsa diğer gün başka bir gider, güne zamla başlamaktadır. Eşyalardaki pahalılık artık halkın dayanamayacağı bir seviyeye gelir. Halk da bu durumdan muzdarip bir şekilde zamanın büyük âlimlerden olan Muhammed Yusuf Kandehlevi’nin yanına gelip yaşadıkları pahalılığı ve fakirleşmelerini şikâyet ederek kendisine anlatırlar. Ondan bu duruma karşı ne yapmaları gerektiğini sorup tavsiye isterler.

Kandehlevi, gelenleri dinledikten sonra onlara şu nasihati yapar ve der ki: “İnsanlar ve eşyalar Allah katında iki elin, iki terazinin kefesi gibidir. Eğer Allah katında insanın değeri artarsa eşyanın değeri düşer ve fiyatlar ucuzlar. Ama eğer Allah katında insanın değeri düşerse eşyanın değeri artar ve fiyatlar yükselip pahalılık olur. Siz Allah katındaki değerinizi yükseltmeye bakın ki, böylece insanın değeri yükselsin ve eşyanın değeri de azalıp fiyatlar da düşsün.” Sonra halka dönüp şu ayeti bu söylediğine delil olarak okur: “Eğer o şehirlerin halkı (hakkıyla) iman edip takva sahibi olsalardı muhakkak onların üzerine gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık” (Araf, 96).

Allah katında insanın değerini arttıran birçok hususların olduğu muhakkaktır. En basitinden yolda insanlara eza veren bir taşı kaldırmayı, karşısındakine tebessümü sadaka kabul eden, zayıfları korumayı görev addeden, kıyamet koparken dahi elde olan fidanı dikmeyi emreden, komşusunun aç olup olmadığını takibi görev olarak yükleyen, kainata şefkat ve merhameti esas kabul edip, yolda kalmışa yardımı bir vecibe gören bir inanca sahibiz.

Bir de siyasette, yönetimde, ahlâkta, ekonomide ve hukukta değer artıran ve azaltan konular var. Siyasetin hangi emeller için kullanıldığı, siyasette ıslah için mi, ifsad için mi bulunulduğu bir vebaldir. Yönetirken elindeki yetkilerle kimlere ne menfaat sağladığın vebaldir. İnsanın fıtratının gereği olan ahlak ilkelerini televizyonlara çıkıp günah işleme özgürlüğüne engel gördüğünü utanmadan açıklamak, başka kisvelerle toplumun temeli olan aileyi yıkmanın gayretini göstermek, insanın fıtratına dahi aykırı sapıklıkları marifet gibi övmek ifsad ve vebaldir. Üçkağıt ekonomisiyle insanları bankalara, faize, borca esir etmek vebaldir. Hukukta güçlüyü haklılaştırmak, güçsüzü haksızlaştırmak vebaldir. Yaşanılanlara bakınca belki de gerçeğin çok cüz’i bir kısmını teşkil eden bu hususlar bir toplumun geleceğini tahmin etmek için müneccim olmayı gerektirmez.

O halde bize düşen; yeniden değerlerimizin adalet, hak, merhamet, kardeşlik, sevgi, saygı, ehliyet, liyakat ekseninde inkişafı için gayret gösterip Allah katındaki değerimizi artırmaktır. Bunun sonucunda da kabullendiklerimizi reddetmeye başladığımız, çaresizliğimiz gösterilenlerin ise kağıttan kaplan olduğunun göründüğü gün mutlaka gelecektir.

Etiketler :
, , ,
Diğer Yazıları

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
0 Yorum